Yapısalcı İktisat yaklaşımı 2018 Aralık'tan günümüze kadar uzanan süreç itibariyle
içinde bulunduğumuz durumla adeta örtüşmektedir. Ekonomi yönetimi ve özellikle
Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yürütmekte olduğu, yeni ekonomi
modeli ve güncel önlemler, yapısalcı okula yakın
uygulamaları ortaya koymaktadır. Bir taraftan cari açığı kapatıcı, eğitim
sistemini dönüştürücü(Eğitim Bakanı Ziya Selçuk koordinasyonunda sanayi 4.0,
blokchain, yapay zeka-AI gibi.), savunma sanayiini yerlileştirici… yapısal
reform adımları atılırken, bir taraftan da kısa vadeli makro dengeler, çıkar
gruplarını sürece inandırarak; sürece katarak(enflasyonla topyekun mücadele,
beyaz eşya/mobilya vergi indirimleri…), enflasyon ve diğer ataletlerden
kurtarmak suretiyle sağlanmaya çalışılmaktadır. Döviz kurundaki asıl hedefe
ise, değişim aşamasında varılacaktır. YEP/OVP sloganı dahi, kronolojik olarak
yapısalcı okulu vurgulamaktadır: Dengelenme, disiplin, değişim…(Yapısal İktisat Ekolünün temel düşüncelerini okumanız, yazıyı irdelemek açısından faydalı olabilecektir.)
Türkiye için optimal politika kombinasyonunun, kalkınma süreci gerçekleşene kadar "düşük faiz, yüksek kur" olduğunu bahsi geçtikçe arkadaş ortamımda ve diğer platformlarda vurguluyorum. Burada "yüksek kur"dan kasıt, satın alma gücü paritesine göre olması gereken denge kurudur. 2018 yılına kadar TL, yabancı paralar karşısında "aşırı değerliydi". Ekonominin yerli üretim yapısından uzaklaşıp, finansal olarak kırılgan bir hale gelmesinin başlıca nedenini "aşırı değerli TL" olarak görmekteyim. Halihazırda TL/USD kurunun denge kurundan %25 daha değersiz olduğu belirtiliyor. Buna göre şuanda "eksik değerli TL" gündemdedir; ki bu orta ve uzun vadede aşırı değerli TL'den daha avantajlı bir durum olarak görülmelidir. Unutmamak gerekir ki orta ve uzun vade, iktisatta süreyi belirtmese de, reel ekonomide belli bir süreye tekabül etmekte ve orta/uzun vadenin kapsadığı zaman aralığı açık ara kısa vadenin zaman aralığını aşmaktadır. Burada karar mercileri tercihini hem uzun süreye yayılan hem de kalıcı çözüm olarak karşımıza çıkan uzun/orta vadeli yaklaşımdan yana, dolayısıyla aşırı değerli olmayan TL'den yana kullanmalıdır. (Faiz ve enflasyon etkileşimine bir başka yazıda değineceğim.)
Bu çerçevede bir süredir müjdesini aldığımız yerli otomobilin lansmanının yapılacak olması çok önemlidir. Bununla birlikte bugün itibariyle ordumuz zırhlı araçlarının motorlarının Tümosan tarafından üretileceği haberini hepimiz aldık. Otomobil ve Savunma Sanayi hamlelerinin, milli teknoloji hamlesinin ilk adımı olmasını temenni ediyoruz. Bu adımları diğer sektör ve hizmet kollarının da takip etmesi ekonomide bağımsızlaşmamızı tam anlamıyla sağlayacaktır. İşte bu noktada yapısal iktisat çerçevesinde de enflasyon, döviz kuru, faiz gibi değişkenlerin, bu atılımlar sonrasında uzun vadeli istikrara kavuşacağını söylemek pekala mümkün. Örneğin cari denge ve yüksek kur sorununun kalıcı olarak istikrara kavuşması, dış ticarette yerlileşme ve teknoloji oranının artması, yani dış ticaret açığının giderilmesiyle mümkündür; bu ise yine aşırı değerli olmayan TL(eksik değerli ya da optimal olarak denge kur) ile mümkündür.
İktisadi bağımsızlığa giden yol; Yerli ve Milli Ekonomi'ye giden yoldan, Yerli ve Milli Ekonomiye giden yol, Yerli ve Milli Teknolojiden geçiyor. İnşallah Savunma Sanayii'nde, S/İHA alanında, otomobil sektöründe atılan adımlar, ilk iki yazımda belirttiğim fırsat pencereleri yaklaşımıyla tüm sektörlere yayılacaktır. Yeni ekonomik paradigma için batık maliyetimiz ve adaptasyon maliyetimiz, Avrupa, ABD ve diğer gelişmiş ülkelere göre çok çok düşük. Bunu bir yerde bugüne kadar yarışta geride kalmanın avantajı olarak niteleyebiliriz. Bu avantajı çok ama çok iyi kullanmak, bu coğrafyaya ve medeniyete karşı boynumuzun borcudur.
Türkiye için optimal politika kombinasyonunun, kalkınma süreci gerçekleşene kadar "düşük faiz, yüksek kur" olduğunu bahsi geçtikçe arkadaş ortamımda ve diğer platformlarda vurguluyorum. Burada "yüksek kur"dan kasıt, satın alma gücü paritesine göre olması gereken denge kurudur. 2018 yılına kadar TL, yabancı paralar karşısında "aşırı değerliydi". Ekonominin yerli üretim yapısından uzaklaşıp, finansal olarak kırılgan bir hale gelmesinin başlıca nedenini "aşırı değerli TL" olarak görmekteyim. Halihazırda TL/USD kurunun denge kurundan %25 daha değersiz olduğu belirtiliyor. Buna göre şuanda "eksik değerli TL" gündemdedir; ki bu orta ve uzun vadede aşırı değerli TL'den daha avantajlı bir durum olarak görülmelidir. Unutmamak gerekir ki orta ve uzun vade, iktisatta süreyi belirtmese de, reel ekonomide belli bir süreye tekabül etmekte ve orta/uzun vadenin kapsadığı zaman aralığı açık ara kısa vadenin zaman aralığını aşmaktadır. Burada karar mercileri tercihini hem uzun süreye yayılan hem de kalıcı çözüm olarak karşımıza çıkan uzun/orta vadeli yaklaşımdan yana, dolayısıyla aşırı değerli olmayan TL'den yana kullanmalıdır. (Faiz ve enflasyon etkileşimine bir başka yazıda değineceğim.)
Bu çerçevede bir süredir müjdesini aldığımız yerli otomobilin lansmanının yapılacak olması çok önemlidir. Bununla birlikte bugün itibariyle ordumuz zırhlı araçlarının motorlarının Tümosan tarafından üretileceği haberini hepimiz aldık. Otomobil ve Savunma Sanayi hamlelerinin, milli teknoloji hamlesinin ilk adımı olmasını temenni ediyoruz. Bu adımları diğer sektör ve hizmet kollarının da takip etmesi ekonomide bağımsızlaşmamızı tam anlamıyla sağlayacaktır. İşte bu noktada yapısal iktisat çerçevesinde de enflasyon, döviz kuru, faiz gibi değişkenlerin, bu atılımlar sonrasında uzun vadeli istikrara kavuşacağını söylemek pekala mümkün. Örneğin cari denge ve yüksek kur sorununun kalıcı olarak istikrara kavuşması, dış ticarette yerlileşme ve teknoloji oranının artması, yani dış ticaret açığının giderilmesiyle mümkündür; bu ise yine aşırı değerli olmayan TL(eksik değerli ya da optimal olarak denge kur) ile mümkündür.
İktisadi bağımsızlığa giden yol; Yerli ve Milli Ekonomi'ye giden yoldan, Yerli ve Milli Ekonomiye giden yol, Yerli ve Milli Teknolojiden geçiyor. İnşallah Savunma Sanayii'nde, S/İHA alanında, otomobil sektöründe atılan adımlar, ilk iki yazımda belirttiğim fırsat pencereleri yaklaşımıyla tüm sektörlere yayılacaktır. Yeni ekonomik paradigma için batık maliyetimiz ve adaptasyon maliyetimiz, Avrupa, ABD ve diğer gelişmiş ülkelere göre çok çok düşük. Bunu bir yerde bugüne kadar yarışta geride kalmanın avantajı olarak niteleyebiliriz. Bu avantajı çok ama çok iyi kullanmak, bu coğrafyaya ve medeniyete karşı boynumuzun borcudur.
Yorumlar
Yorum Gönder